12 Temmuz 2018 Perşembe

Genel Prova

Kaburgalarımı delip geçen ağrıyı tahayyül edin. Ben onun çok ötesindeyim. 
Hissediyorum. 
Sen de hissetmeye başlayacaksın. Bir intihar mektubunun girişi, ne kadar sade olması gerekirse o kadarına gayret ediyorum. Stresimin farkındasın. Kalemi bırakıp, çalışma masamdan doğruluyorum. Pakette son kalan sigaramı da alıp, balkona yürüyorum. Adeta evde hiç görmediğim yerleri keşfe çıkıyorum. Biraz yalpalar gibi oluyorum. Balkondaki sandalyeden destek alıp oturuyorum. Sigaramı yakmaya çalışıyorum mümkünü yok. Kırıp atıyorum. Sırtımdaki karıncalanmalar kendisini iyiden iyiye hissettiriyor. Dizlerim biraz soğuk. Ayak parmaklarım da soğuktan nasibini almak istiyor. 
Hissediyorum
İstiyorum.
Biraz daha vaktim olmalı. Beşir Fuad geldi birden aklıma. Kanımla veremezdim ölümün hakkını. Hey tamam, kendime dönüyorum. Boğazımda bi’ yumru. Yutkunurken zorluyor. Zorlarken de acıtıyor. Küçükken kusacağımı anladığım o an gibi iki defa yutkunuyorum. Kusmamak için gözlerimi kapatıyorum. Göğsümü biraz hafiflemişti sanki. Nefesimi kontrol etmeye çalışıyorum. Biraz sekteye uğrasa da idare edecek gibi. Yorulma gayretinde değilim. Başımı balkon korkuluklarına yaslıyorum. Şimdi ise aklımda annem ve babam... En çok onlar üzülecek. Bu hisse düşünce nefes alıp verişim biraz daha zorluyor. Geçer ama di mi? Onların acısından bahsediyorum. Yaşamıma son verdim acısı uzun sürmez de neden olduğu düşünceleri beyinlerini her daim kemirecek. Sevdiğim mi, işim mi,  din ve devlet işleri mi, insanlar mı, kim sebep diye düşünürken ömürleri boyunca bilemeyeceklerdi. Bilemeyeceklerdi, en güzel zamanda onlara veda ettiğimi. Benim vedalarımda, en büyük sarılışlarımda; hissederim, bilirim tekrar bir geri dönüşü. Bu vedada kimseye sarılmadım, göğüs göğse de çarpışmadım. Biliyorum, siz de bilin. Bu vedanın geri dönüşü yok. 
Şimdi kendimi düşünmeliyim tekrardan, vakit azalıyor. Ensemde biriken teri, yine terleyen ellerimle dağıtıyorum. Saçlarımı son defa okşuyorum. Bedenime de güzel bir veda yakışırdı. 
Zorlanıyorum!
Boğazımdaki o yumru göğsüme vuruyor. Tekrardan nefes alıp verişlerimi kontrol etmeye çalışıyorum. Hayır daha hazır değilim, biraz daha vakit olmalı. Balkondaki anları zihnime doldurup, tekrar kalkmak için destek almak istiyorum. Üstümdeki tişört artık vücuduma yapışacak durumda. Odama geçmek için attığım her adımda sona yaklaştığımı hissediyorum. Portmantonun önünde kendimi sevişimi izlemeliydim. Tişörtümü çıkarıp terli vücuduma bakıyorum. Seviyorum... Bedenim artık ağır hem de çok. Odama geliyorum. Bilgisayarı kalan gücümle açıp son bir jestle kendimi uğurluyorum. Bi’ ney yakışırdı buna. İnsana ait en güzel enstrümanla da veda bana. Yatağa uzanıyorum. Her şey birbiriyle bağlantılı. Neyin boğumları, 9 sayısındaki alamet ve benim pozisyonum. Ana rahmine düştükten sonraki 9 aydaki halimleyim. Ellerim bacaklarımın arasında, başım karnımın en ücra köşesinde. 
Hissediyorum, 
Yok oluyorum. 
Hissediy....

26 Mayıs 2018 Cumartesi

EN ÇOK KENDİMİZ

Çok kırgınsın di mi? Geçer mi geçmez mi muhakemesi dahi uzak. Çünkü öyle bir kaosun içindesin ki düşüncelerinde çarpa çarpa geçip gidişin var her şeye, herkese ve kendine. Sonra ansızın çekip gidesin geldi. Hatıraları yanında götürmeyecekmiş gibi. Eşyalarını topladın, cüzdanını aldın, sonra gözlerin birbirine karışmış kulaklığını aradı. Elini uzattın kulaklığı alıp tam arkanı dönecekken, aklına birkaç kitap geldi. Aslında içinden okumayacağını düşünmek de geçti. Okusan da her kelimenin ona değdiğini biliyordun çünkü. Odanın kapısını kapattın. Anahtarı aldın ve çıktın. Dönmem belki diye, zaman menfurunu yok saydın. Zaman yok!
İnsanlarla göz göze gelmemek için çantandan gözlüğünü çıkardın. E tabi gözlüğünü silmeye bile halinin kalmadığına tanıksın o an. Birkaç salise düşünüp gözlüğü taktın. Gözlerini alıştırdın. Dünyayı bir de böyle göreyim diye yine aklından geçen düşüncelere daldın. 
Yürüdün. 
Durdun. 
Baktın. 
Sonra.. 
Sonra bir kaldırıma oturdun. Tırnaklarının yanlarındaki kabuk tutmuş etleri kopardın. Belki bazıları kanadı. Dudaklarınla hafifletmeye çalıştın. Ağzında buruk bir kan tadı kaldı. Sonra unuttun acısını. Sokak arasından geçen arabayla birlikte sen de bir hamle yapıp ellerini dizlerine koyup ayağa kalktın. 
Durdun. 
Baktın. 
Sonra tekrar yürümeye başladın. Kendinle konuşman hız kesmedi. Beynindeki düşünceler birbirine çarptıkça sen içine sindin. Kırgınlıklarını tek tek sıraladın. Annen, baban, ablan, abin, eşin, sevgilin, sevdiğin, arkadaşların... Kırgınlıkların; puanım nereyi tutarsa diye sıraladığın tercih listesi gibi. Gülümsedin. Bakkala girdin. Su aldın. Yürüdün. Yürüdün. Yürüdükçe bacaklarındaki o yanmayı hissettin. Yoruldun. Tekrar dinlenecek gibiydin. Durdun derin bir nefesle. Yorulmana kızdın. Bacaklarına kızdın. Aklındaki o listeye kızdın hatta dişlerini sıkarak küfrettin. Sonra dibi görmüş suyun son damlasıyla şişeyi, gelişi güzel attın. Şişenin nereye gittiğine baktın.  Bir anne gördün, küçük bir de çocuk. 
Kadın..
Çocuk.. 
Kadın.. 
Anne.. 
Bağırış, derken kalakaldın. Çocuk azarlandı. Anne öfkeli. Bağırdıkça öfke büyüdü. Büyüdükçe, öfke.. Durdun bir an. Düşünmek için. Kaybolmaya yüz tutmuş kadınla çocuğa daldın. Öfke dedin. Kırgınlık dedin. Sebep dedin. Dedin de dedin. Bir kaldırım aradın tekrar kendine göz ucuyla.  Oturdun. Ellerin çenende kalakaldın. Listeyi tekrar aklından geçirdin. Tek bir hamleyle yine yırtıp attığını varsaydın. Şimdi anladın. Kırgınlıkların mı? Öfken mi?
 -Asıl kendimize

...Bitirin öfkenizi